Mahkeme süreci

Kamu davası:

1.duruşma 8 Şubat 2008'de yapıldı.Sanıkların hiçbiri duruşmaya gelmedi, avukatları birşey söylemedi. Gülseren'in kardeşleri , ablalarının işinde ve hayatında çok dikkatli , titiz, profesyonel bir insan olduğunu vurguladı.

2. duruşma 30 Nisan'da yapıldı ve bu kez sanıkların 4'ü avukatları ile birlikte duruşma salonundaydılar. Yaklaşık 2.5 saat süren duruşmada, sanıklar ifadelerini verdiler, hakimin ve avukatların sorularını yanıtladılar. Verilen ifadelere göre, 'gerekli olan tüm iş güvenliği eğitimleri verilmiş ve iş güvenliği tedbirleri alınmıştı'. Sanıklar, söz konusu vincin olaydan 2 gün önce şantiye sahasına getirildiği ve gerekli tüm bakım ve testlerinin yapılmış olduğu konusunda ifade verdiler. Hepsinin ortak ifadesinde Gülseren'in o anda vincin yanında olmaması gerektiği vurgulandı. Ancak, tüm bakımları -testleri yapılmış olan vincin bomu neden düştü, bu konuyu açıklayan olmadı.

3.duruşma 11 Temmuz 2008 saat 10.00'da yine aynı yerde yapıldı.Sanık avukatı delil , tanık listesi ve dosyasını mahkemeye sundu.Bir sonraki mahkemeye kadar dosya incelenmesine karar verildi.

4.duruşma 24 Ekim 2008 saat 11.00'de gerçekleşti. Davalı tarafın tanıklarının dinleneceği duruşmaya sözkonusu tanıklardan kimse gelmedi...

5.duruşma 28 Ocak 2009 saat 11.00 de başladı ve 2 saat süren duruşmada, davalı tarafın tanıklarından sadece Mehmet Ali Kılıçgedik beyanda bulundu. Özetle, verdiği ifadesinde, 2005 yılından beri Detek'te satınalma görevlisi olarak çalıştığını, olayda bomu düşen vincin daha önce Tuzla'da liman inşaatında kullanıldığını, olayın olduğu şantiyeye getirilmeden önce tüm bakım ve testlerinin yapıldığını anlattı. Vincin kurulduğu bölgede gerekli güvenlik bariyerinin yapıldığını,günlük bakımından da operatörün sorumlu olduğunu, Gülseren'e iş güvenliği ile ilgili ekipmanları bizzat kendisinin vardiğini , olay anında orada olmadığını belirtti. Kazanın olduğu dönemde iş güvenliği için özel bir eğitim yapılmadığı, Kutay Müh. tarafından gereken altyapı çalışmalarının yapılmakta olduğu,ancak her sabah ilk 5 dakikada çalışanların güvenlik önlemleri alıp almadıklarının kontrol edilmekte olduğu, vincin çalıştığı yerde mutlaka bir işaretçi olması ve bu kişinin bu konuda eğitim almış olması gerektiğini anlattı.

Aynı duruşmada, Taylan Öcalan,Burak Akpınar, Mehmet Ali Candaş, Sibel Çetinsoy ve Melek Ertem de davacı tarafın tanıkları olarak dinlenmiştir.

Özetle, Taylan Öcalan, Marmaray Projesi'nde öğretim görevlisi olarak üniversitenin projesi ile ilgili o bölgede çalışma yaptıklarını,olayın olduğu gün Gülseren'i işyerinde ziyarete gittiğini, olaydan birkaç saat öncesine kadar şantiyede görüştüklerini, bu süre içerisinde Gülseren'in sahayı ve yaptıkları işleri gösterdiğini, o sırada vincin çalışmadığını, ancak Gülseren'in çalışma şartlarından ve birkısım güvenlik tedbirlerinin yetersizliğinden bahsettiğini dile getirdi.O sırada, vincin yanına kadar geldiklerini, çukura baktıklarını ancak bir engelle karşılaşmadıklarını , vincin o anda çalışmadığını ifade etti.

Burak Akpınar, verdiği ifadede, aynı gün Taylan Öcalan ile Gülseren'i ziyarete gittiklerini, Taylan bey'le benzer açıklamaları yaparak, Gülseren'in çalıştığı konteynere gidebilmek için vincin olduğu bölümden geçilmesi gerektiğini başka bir yol olmadığını belirtmiştir.

Mehmet Ali Candaş, olay tarihinde Harita Müh. Odası Şube Başkanı olduğunu, olayı duyar duymaz önce hastaneye, oradan da bir avukat ve 2 meslektaşı ile birlikte gece 24.00 sularında olay yerini görmeye gittiğini belirtti. Bekçiden izin alarak içeri girdiklerini, o sırada bir çalışma olmadığını, vincin düşen bomunu gördüklerini ve bomun bağlı olduğu halatın bağlı olduğu pimin tepe noktasında yatağından çıkmış olduğunu gördüklerini ifade etti. Olay yerinde herhangi bir ikaz / uyarı levhası olmadığını, kendi kanaatine göre vincin kaldırdığı yükü taşıyamadığı için kırıldığını düşündüğünü, vincin etrafında herhangi bir güvenlik engeli görmediklerini anlattı. Ertesi gün, tekrar olay yerine gittiklerinde, çalışma alanının etrafının A4 ebatında güvenlik ilanları ile donatıldığını gördüğünü belirti. Şantiye alanının dar olduğu, vincin çalışırken yakınına yaklaşılmaması gerektiğini, ancak Gülseren'in hangi nedenle oraya gittiğini ve bu konuda kendisine bir talimat verilip verilmediğini bilmediğini ifade etti.

Sibel Çetinsoy, verdiği ifadede, Gülseren'in 20 yıldır yakın arkadaşı olduğunu, Detek'e giriş süreci dahil çalıştığı işler ve koşulları hakkında bilgi sahibi olduğunu, Gülseren'in Detek'te çalışmaya başlamasından bir süre sonra Melen Projesi'nde görevlendirildiğini, olaydan 10 gün kadar önce, işyerindeki güvenlik tedbirlerinin yetersizliğinden bahsettiğini, hergün bir olay olduğunu ama kimsenin bunu dikkate almadığını ifade etti. Hatta, arkadaşının, iş güvenliği kuralları ve yapılması gerekenler ile ilgili, kendisinden eğitim notlarını aldığını, şantiye şefi veya patronu ile görüşerek bu konuda onları uyaracağını söylediğini anlattı. Olaydan 1 hafta kadar önce yaptıkları telefon görüşmesinde, arkadaşının umutsuz olduğunu ve ay sonuna kadar çalışıp ayrılması gerektiğini düşündüğünü ifade etti.

Melek Ertem de Gülseren'in arkadaşı olduğunu, işe girdiği dönemde sık sık görüştüklerini, olaydan bir hafta önce yaptıkları telefon görüşmesinde işi ile ilgili tatsız olduğunu, beklediği gibi olmadığını anlattığını ifade etti.

6.duruşma 27 Mart 2009 saat 14.00'de gerçekleşti. Davalı tarafın tanıklarından Hakan Uğur (Gülseren'in şefi) ve Cumhur Tansel Özel(şantiyenin proje müdürü) dinlendi. Tanıklardan Cumhur Tansel Özel verdiği ifadesinde ; Detek Firmasının Genel Müdür yardımcısı olduğunu, aynı zamanda olayın olduğu şantiyenin de proje müdürü olduğunu ifade etti.Kazanın ne şekilde meydana geldiğini bilmediğini, olay günü İstanbul dışında olduğunu, projede çalışan herkese verildiği kadar Gülseren'e de işgüvenliği eğitimi verildiğini belirtti. Kendisine söz konusu vinç ile ilgili yöneltilen soruya cevaben ; vincin daha önce Tuzla'da başka bir projede kullanıldığını, o şantiyenin kapatılması üzerine vincin Sarayburnu şantiyesine getirildiğini anlattı. Vincin kazadan 1-2 hafta önce sökülüp, şantiyeye getirilip, orada monte edildiğini ifade etti. Montajı yapıldıktan sonra, Tuzla'daki servisi tarafından kontrolünün yapıldığını, bu arada halatın değiştirildiğini ve bağımsız gözetim kuruluşu tarafından da taşıma testi yapıldığına tanıklık edildiğini, vincin montajının kendi firması tarafından yapıldığını açıklamıştır.Sanık vekili tarafından, vincin taşıma testi ile ilgili sertifikaların neden makina mühendisleri odasından değil de Loydlardan alındığını açıklaması soruldu ve tanık, uluslararası alanda çalıştıklarından makina mühendisleri odası tarafından verilen sertifikanın kabul edilmediğini, bu nedenle Loydlardan sertifika aldıklarını belirtti. Katılan vekili tarafından yöneltilen soruya istinaden testi kendilerinin yaptıklarını ve sertifikayı da Rus Loydundan aldıklarını belirtti. Yine katılan vekili tarafından, iş güvenliği eğitimlerinin kimin tarafından verildiği, eğitim sonucunda kişilere sertifika verilip verilmediği soruldu ve tanık, işe başlangıçta verilen iş güvenliği talimatlarının yer aldığı matbu evraktan bahsetti.İşaretçi Ali Kayın'ın işaretçi olduğuna dair herhangi bir sertifikası olmadığını, tecrÜbesine göre işaretçinin şantiye şefi tarafından görevlendirildiğini anlattı. Olay günü orada olmadığından, vincin etrafında güvenlik bölgesi oluşturulup oluşturulmadığına dair bilgisi olmadığını belirtti.

Diğer tanık Hakan Uğur, Detek'te 3 yıldır çalıştığını, harita mühendisi olduğunu belirtti. Olay anında şantiyede olmadığını, Çanakkale'de başka bir şantiyede olduğunu, işe başladığında veya iş devamı sırasında toplu bir iş güvenliği eğitimi almadıklarını, ancak işe başlangıçta iş güvenliği talimatlarının yer aldığı matbu evrakı imzaladıklarını ifade etti. İşretçinin kim olduğunu bilmediğini, vincin önünün, çukurun başlangıcına doğru bariyerlerle çevrildiğini, vincin bakımının ne şekilde ve kim tarafından yapıldığını bilmediğini, kendisinin ve diğer harita mühendislerinin zaman zaman sahanın her alanında çalışmalarının söz konusu olduğunu belirtti.

7.duruşma 29 Mayıs 2009'da yapıldı, karşı taraf diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçti ve dosyanın ikinci bilirkişiye gönderilmesini istedi,tanık ifadelerine karşı beyanda bulundu.Verilen beyanda, nitelikli bir mühendisin vinç alanında bulunmasından dolayı kusurlu olduğunu belirtmiş, olayın sorumluluğun tamamıyla Gülseren Yurttaş'a ait olduğunu ileri sürmüştür.

8. Duruşma 24 Temmuz 2009 da, 9. Duruşma 28 Ekim 2009'da yapıldı ve ikinci bilirkişi raporu hala gelmediği için 15 Aralık'a kadar yine beklenmesine karar verildi. Gelecek bilirkişi raporuna göre davanın sonucu netleşmiş olacak. Tabii, bu rapora da itiraz edilme hakkı var.

10.duruşma 15 Aralık 2009'da yapıldı, yeni bilirkişi raporu açıklandı. Raporun tam metnine sayfanın en altındaki linkten ulaşabilirsiniz. Gülseren Yurttaş'ın ailesinin avukatı, Tazminat davasında Detek ve Kutay'ın tanık olarak dinlettiği bir işçi ve bir elektrik mühendisinin vermiş olduğu ifadelerin de kamu davasında değerlendirilmesini istedi. Bu tanıklar, şantiye alanının darlığı ve aynı anda birden fazla işin yapılması gerektiği için vinç alanında güvenlik önlemi alınamadığını, yani Detek ve Kutay avukatlarının ileri sürdüğü gibi vincin etrafında girişi engelleyen bir şerit ya da başka bir şey olmadığını söylediler. Vinç altında bir çok kişinin olduğunu, vincin diğerlerinin de üzerine düşebileceğini söylediler. Elektrik mühendisi vinç düşmeden önce bir gürültü olduğunu, daha sonra vinci kaldırırlarken de vinci tutan makarada yamulma gördüğünü söyledi. Bir sonraki duruşmanın 5 Şubat 2010 saat 14.00 de yapılmasına karar verildi.

Bilindiği gibi ölümlü iş kazası olduğunda 'Ceza davası' açılıyor, soruşturma ve delil toplama süreci tamamlanıyor, bilirkişi tayin ediliyor ve rapor hazırlıyor. Bu bilgiler doğrultusunda savcılık iddianameyi hazırlıyor ve dava süreci başlamış oluyor. Şu anda bu süreç devam ediyor.

Tazminat Davası

Ayrıca ,bu süreçte, Gülseren Yurttaş'ın ailesi İSKİ(işveren) - KUTAY - DETEK ve sorumlular aleyhinde maddi ve manevi tazminat davası açmış durumdadır. Bu davanın da ilk duruşması 10 Nisan 2008 İstanbul 7 İş mahkemesinde gerçekleşmiştir.İlk duruşma ile ilgili detaylı bilgilere gazete haberleri bölümünden ulaşabilirsiniz.

2. duruşma 16 Temmuz 2008'de yapılmıştır.Bu duruşmada da davalı tarafın avukatları delil ve tanık listelerini sundular.Gülseren'in ailesinin avukatı da tanık listesini daha önce beyan etmişti, tanıklar tebligatla duruşmaya davet edildi, hepsi duruşmada hazırdı , ancak hakim bu duruşmada tanık dinlemeyi gerekli görmedi. Ceza davasının duruşmasında dinlenecek tanıkların ifadelerine göre hakim tanık isteyip istemediğine karar verecek.

Tazminat davası 3. duruşması 24 Aralık 2008'de yapıldı.4.duruşma Nisan 2009,5. duruşma 1 Temmuz 2009'da yapıldı ve tanıkların dinlenmesine devam edildi.

Tazminat davası 6. duruşması 18 Kasım 2009'da yapıldı. Bu duruşmada dinlenen ve olay anını gören bir işçi ve bir mühendis, 2 tanık verdikleri ifadede, çalışma alanının çok dar olduğunu, Vincin tarama alanında pek çok kişinin çalışmakta olduğunu, ve Gülseren dışında vince yakın mesafede başka çalışanlar da olduğunu , vinç etrafında ayrı bir güvenlik şeridi olmadığını beyan etmişlerdir. Elektrik mühendisi, verdiği beyanda, aynı anda birden fazla iş yapılması gerektiği için vinç altında çalışılmak zorunda kalındığını ifade etmiş ve vinç düşmeden öncebir gürültü duyduğunu, daha sonra vinci kaldırdıklarında da vincin bomunu tutan makarada yamulma gördüğünü belirtmiştir.

Özetle, sanık avukatları Bilirkişi Raporu'na ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi raporuna itiraz etmekte, işverenin kendisi ile ilgili tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak Gülseren'in vincin yanında durarak neredeyse olaya sebebiyet verdiğini savunmaktadırlar. Avukat Hüsniye Kırbaş, şantiyenin darlığı ve bir çok kişinin vinç alanında çalışmak zorunda olduğu hem tanık ifadeleri, hem görüntü kayıtlarında açıkça ortada iken, verdiği beyanda, bir mühendisin vinç alanında durmaması gerektiğini bilmesi gerektiğini, kazanın Gülseren Yurttaş'ın kusuru olduğunu şaşılacak bir ısrarla ve akıl almaz bir şekilde yazmakta ve söylemektedir.

Haziran 2009 da Detek Deniz Ltd. Şirketi, Hasan Hüseyin Nevruz, ve Ali Kayın'ın avukatı Hüsniye Kırbaş delil ve dinlenen tanıklara karşılık verdiği beyannamesinde kazanın sorumluluğunun Gülseren Yurttaş' ta olduğunu ileri sürdü.

Verilen bu beyanname üzerine kardeşi Hatice Yurttaş'ın yazdığı yazı aşağıdadır.

Görev Üzerine Düşünmeler

Son zamanlarda özellikle Tuzla Tersanelerinde yaşanan insan kıyımı dedirtecek rakamlara ulaşan ölümlerle henüz bir değişikliğe sebep olmasa da gündemimize giren iş kazalarının hukuki ve teknik boyutları tartışılıyor. Ablam, harita mühendisi Gülseren Yurttaş’ın Melen suyunun İstanbul’a getirilmesi ve böylece İstanbul’un su sıkıntısının giderilmesi için yapılan Sarayburnu-Salacak arasında Boğaz altından boru döşeme şantiyesinde vinç devrilmesi sonucu hayatını kaybetmesinin üzerinden iki yıl geçti. Bu iki yılda 8 adet Ceza duruşması, 6 adet de Tazminat duruşması yapıldı ve bu süreç bana neden hiçbir ihaleyi kapan, iş yapan kişinin şantiyede insan hayatını korumak için bütçe ayırmasına gerek duymadığını gösterdi. Bu sebepler iki grup altında toplanabilir: ilki hukuk paradosine dönen bir hukuk sistemi, ikincisi -ve birincisini yaratıp işlemesini sağlayan ise homo sapiens yani “bilge, bilen adam” türünün kazanılacak şeyin ne olduğu belirsiz, hatta bazen kazanılacak bir şeyin var olmadığı durumlarda bile, bir kazanma hırsıyla ne kadar rasyonel akıldan ve insanlığın toplu çıkarlarından – ki bu çıkarların bir tür olarak insanların sağlıklı ve huzurlu yaşamaları olduğu varsayılır- uzaklaşıp düşmanlar yaratması, düşmanca tavırlar ve eylemler sergilemesi.

Detek Deniz Tek. Ltd Şirketinin avukatı Hüsniye Kırbaş’ın tanık beyanlarına ve dava dosyasına yazdığı beyandan bazı bölümler şöyle:

Baştan beri yapılan savunmalar incelendiğinde, kendi vefatını doğuran kazanın meydana gelmesinde “kusurun” kendisine ait olduğudur. […]

Müteveffa Gülseren Yurttaş’ın bağışlanamaz kusuru işbu kazaya sebebiyet verdiği halde tüm kusurun Müvekkil Davalı Şirkete yüklenmesi hukuken kabulü mümkün değildir. Müvekkilin hiçbir kusuru yoktur. Çünkü:

[…] Kazazede Gülseren Yurttaş, […] AĞIR KUSURLUDUR. işçi işin ifası sırasında KENDİSİNDEN BEKLENEN EN TEMEL, BASİT VE MUTAT ÖZENİ GÖSTERMEMEKLE, onun bu davranışı İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN KALKMASINA NEDEN OLUR.

[…] MÜTEVEFFA Gülseren Yurttaş […] İŞBU ELİM OLAYIN MEYDANA GELMESİNE SEBEBİYET VERMİŞTİR. […] Kazanın sebebi olması nedeniyle TEK BAŞINA […] AĞIR KUSURLULUĞUNU […] (büyük harf kullanımı orjinalindeki gibidir).

Ruh haliyle devam eden bir beyan. Hatırlatma, hatta hatırlama ihtiyacı duyuyorum. Vinç boşken vincin piminin kırılması sonucu halat boşa çıkmış ve vincin taşıyıcı kolu, aşağıda boru döşeyen 20-30 kadar kişinin çalıştığı şantiye alanına düşmüştür. Bu enteresan -ama bahsedilen kişinin kardeşi olan şahsım için can yakıcı- cümlelerin sahibi avukatla da herhangi bir ilişkim, diyaloğum, ya da kan davam yok. Yani bu avukat görevini yapıyor, o kadar.

Cem Garipoğlu’nun teslim olması ya da belki iddia edildiği gibi zengin ve nüfuzlu ailesiyle yapılan pazarlık sonucu teslim edilmesinin ardından konuşan avukatını dinlerken yukardaki satırları dehşetle hatırladım. Avukat bir televizyon kamerasına Cem Garipoğlu’na sucuk-ekmek alışını, ruh haline üzüntüsünü, sempatisini, savcıların da bu şahsiyetin açlığına, yorgunluğuna hassasiyetlerinden duyduğu memnuniyeti utanmadan sıkılmadan anlatıyor hatta belki de dinleyenlerden sempati umuyordu. Adamın yüzünden hakikaten Cem Garipoğlu’nun durumuna bir üzüntü okunuyordu. Hatırlama ihtiyacı duydum, bahsedilen şahıs kız arkadaşını öldürmekle kalmamış bir de cesedini parçalayıp, bir bavul ve gitar kutusuna sığdırıp bir çöp kutusuna atmıştı. Bir avukat avukatlık görevi olarak bu vahşeti yapan kişi bunalıma girer diye endişeleniyor bir de üstüne bu endişelerini paylaşıyordu. Ya da görevinin bu şahsa endişelenmek olduğuna inandığı için endişeleniyormuş gibi yapıyordu.

Görev önemli bir kelime, bireyler yaptıkları işler ve ürettikleriyle kurumları, şirketleri, hukuk sistemini, kısaca bu hayatı oluşturuyorlar. İşte bu sebeple neden yapıldığı belli olmayan, sonucu, soruları, cevapları baştan belli teatral tekrarlarla yürütülen duruşmalar, gerçek olmadığı hukukçular dışında herkese malum olan –Cem Garipoğlu’nun Münevver Karabulut’un ölümüne üzüntüsü gibi- durum ve olayları araştırmak için geçen aylar gibi hukuk sürecinin uzun prosedürleri, ceza kanunlarındaki sorunlar değil de, bu düzenleri sürdüren şahsiyetleri tartışmak, yani, insanların görev bilinciyle ahlakı bilinçlerini ve vicdanlarını neden ayrı tuttuklarını, kazanma, başarma isteklerinin neden insanları bu kadar gereksiz ve bir o kadar da tehlikeli nefret ve sempatilere garka ettiğini düşünmek insanlığın selameti için daha gerekli ve acil.

İki avukat böyle. Diplomalarıyla toplumda hukuku sağlama görevini yapan iki diplomalı hukukçu. Görevini yapıyor. Ama görevini yapmak çok tehlikeli de olabilir. Tarihde örnekleri var. Bir Nazi kampında çalışan bir subay da savaş mahkemesinde savunmasını böyle yapmıştı: “Ben bana verilen talimatları uyguladım, görevimi yaptım.” Görevimiz talimatlara uymak olabilir mi gerçekten –akıl, ve bir gezegen, bir toplum, ve bir aile içersindeki yerimizi düşündüğümüzde? Görevimizi yapmamızın amacı aybaşında maaşımızı, dava sonucunda paramızı almak elbette ama sadece çok kısa vadede ve küçük bir beyinde. Çalışmamızın sebebi bu kadar mı? Hakikaten, neden çalışıyoruz? Dava sonunda paramızı almaktan oluşan küçük hesaplardan başka değerleri olmayan, bu amaçla da canla başla, devrilen bir vinç yüzünden hayatını kaybeden bir insana nefret ve suçlamayla, ya da vahşi bir cinayeti işleyen bir insana sempatiyle dolan insanlar bir toplumun hukukunu savunabilir mi gerçekten? Diplomalar neyin garantisi?

Hatice Yurttaş

1.Bilirkişi Raporu ve iddianame

2.Bilirkişi Raporu